Latham: Türkiye, başkalarının taşımayacağı ağırlığı taşıyan bir ülke
4/4/2025 11:37:00 AM - Güncelleme: 4/4/2025 11:37:00 AM

NATO, kuruluşunun 76. yılını transatlantiğin bir yakasında korumacı politikalarıyla Donald Trump yönetimindeki ABD, diğer yakasında panik halindeki bazı Avrupa ülkeleri arasındaki gerilimle doldururken, vazgeçilmez müttefik Türkiye'nin öneminin arttığı bir döneme giriyor.

Kuzey Atlantik Anlaşması Teşkilatı (NATO), İkinci Dünya Savaşı'nın ardından 4 Nisan 1949'da, Batı Avrupa'nın güvenliğinin yeniden yapılandırılması amacıyla kuruldu.

ABD ile Kanada ve Belçika, İngiltere, Danimarka, Fransa, Hollanda, İtalya, İzlanda, Lüksemburg, Norveç ve Portekiz olmak üzere 10 Avrupa ülkesini kolektif savunma şemsiyesinde bir araya getiren İttifak, 75 yılda 32 üyeye ulaştı.

NATO, üç çeyrek asırda birçok sınamadan geçti.

Avrupa-Atlantik bölgesinde barış umutlarının arttığı Soğuk Savaş sonrası dönemde İttifak'ın varlığı dahi sorgulanır hale geldi.

Ancak en güçlü üyesi ABD ile diğer başat güçleri barındıran Avrupa arasındaki stratejik ortaklık, İttifak'ı ayakta tutan ana unsurlardan oldu.

NATO, bu kez ise yıl dönümüne ise gergin bir atmosferde giriyor.

ABD'nin yeni Başkanı Trump, seçim kampanyası süresince Avrupa ve Kanada'ya "savunmaya yatırım yapmayan müttefikleri korumayacağı" söylemini kullandı.

NATO'nun üzerine inşa edildiği kolektif savunma ilkesini doğrudan hedef alan bu yaklaşım, özellikle Brüksel'de sert biçimde yankılandı.

2022'den bu yana yanı başında "varoluşsal tehdit" olarak tanımladığı sıcak bir savaşla mücadele eden Avrupa Birliği (AB), tümüyle paniğe kapıldı.

Kuruluşundan itibaren "ekonomi birliği" temelinde ilerleyen, savunma ile güvenlik alanlarında ise NATO ve ABD'den bağımsız hareket edemeyen bir yapı olan AB, Trump'ın görevi devralacağı 20 Ocak 2025'i endişeyle bekledi.

AB, Trump'ın ABD'yi her alanda öngörülemez bir müttefike dönüştürdüğü ilk başkanlık döneminden de aldığı derslerle 2. döneme aylarca hazırlık yaptı.

Şimdiye dek yalnızca kriz anlarında dillendirilen, tekrar tekrar görüşüldükten sonra rafa kaldırılan "savunma birliği" fikrini hayata geçirmek birincil hedef haline geldi.

Bir nevi "Trump görev gücü" kuruldu, AB üyesi ülkelerle ve Amerikalı muhataplarla düzenli görüşmeler yapıldı, Brüksel'den Washington'a sıcak mesajlar iletildi. Ancak hazırlıkların hiçbiri, transatlantik ilişkilere olumlu bir başlangıç yapılmasına vesile olamadı.

"Yeni ABD" ile geri kalan müttefikler ilk kez 12-13 Şubat'ta Brüksel'de yapılan NATO Savunma Bakanları Toplantısı'nda bir araya geldi.

ABD Savunma Bakanı Pete Hegseth, aynı masa etrafında bir araya geldiği Ukraynalı ve Avrupalı mevkidaşlarına "Ukrayna'nın NATO üyesi olmayacağını, savaş sonrasında güvenlik garantilerinin Avrupa ülkeleri tarafından verilmesi gerektiğini" söyledi.

Avrupa'da kaygıyla beklenen yeni savunma harcamaları skalası da ilk kez ABD'nin resmi ağzından müttefiklere "yüzde 5" olarak iletildi. Halihazırda Gayri Safi Yurt İçi Hasıla'nın (GSYH) ortalama yüzde 1,9'unu savunmaya ayıran Avrupa ülkeleri için yeni bir baskı unsuru doğmuş oldu.

Avrupalı liderlerini adeta şoke eden gelişme ise 14-16 Şubat'taki Münih Güvenlik Konferansı'nda yaşandı. ABD'nin Ukrayna ve Rusya Özel Temsilcisi Keith Kellogg, Ukrayna barış görüşmelerinde AB'nin masada olmayacağını duyurdu.

Son 3 yıldır tüm askeri kaynaklarını Kiev'e yönlendiren AB, kaderini etkileyen yegane gelişmede masa dışı kaldı.

Bu gelişmeler üzerine Avrupalı liderler, Brüksel-Paris-Londra-Varşova hattında sık sık görüşmeler yaptı, Türkiye'nin de aralarında olduğu savunmada önde gelen NATO müttefiklerinin kapısını çaldı.

Brüksel'de bugün 2. gününde devam eden NATO Dışişleri Bakanları Toplantısı'na ilk kez katılan ABD'li bakan Marco Rubio da "Trump'ın NATO'ya değil, yeterince savunma harcaması yapılmamasına karşı olduğu" vurgularken, bir kez daha yüzde 5'e işaret etti.

- RUTTE'NİN ZOR GÖREVİ

Bu gerilim, görevi henüz 1 Ekim 2024'te devralan yeni NATO Genel Sekreteri Mark Rutte'yi hayli zor bir misyonla karşı karşıya bıraktı.

Atlantik'in iki yakasını bir arada tutmak için yoğun diplomasi yürüten Rutte, bu hedefin en az yüzde 3 olacağını varsaydığını, Rusya, Çin, Kuzey Kore ve İran'dan yönelen tehditler karşısında bu yükselişin "Trump istiyor diye" değil, şartlar gereği olduğu mesajlarını verdi.

"ABD'nin Avrupa'dan birliklerini çekeceği" kaygısı konusunda müttefiklere teminat veren Rutte, Başkan Trump'ın böyle bir planı olmadığını söyledi.

Rutte, ABD'nin NATO toplantısının hemen öncesinde açıkladığı yüzde 20 oranındaki ek tarifelerine rağmen güvenilir bir müttefik olmaya devam ettiğini savundu.

- "BU YENİ GERÇEKLİK, FIRSATLAR DA GETİRİYOR"

AA muhabiri, NATO'nun 76. yılında, içinde bulunduğu durum ve gelecekteki olası gelişmelerle ilgili, güvenlik, savunma ve transatlantik ilişkiler uzmanı ABD'li Profesör Andrew Latham'ın görüşünü aldı.

"76 yaşındaki NATO, yetişkinliğin ilk gerçek sınavıyla karşı karşıya." ifadesini kullanan Latham, bu durumun beklendiğinin aksine Moskova veya Pekin'den yönelen bir tehdit nedeniyle değil, Trump yönetimindeki ABD ile Avrupalı müttefikler ve Kanada arasında yaşanan bir "hesaplaşma" nedeniyle yaşandığını belirtti.

Latham, Avrupa'nın yıllardır "rehavet içinde" olduğunu kaydederek, "Şu anda bile, Avrupa'da bir kara savaşı sürerken ve kıtanın güvenlik mimarisi doğrudan tehdit altındayken, birçok NATO ülkesi, faturayı sanki başka biri ödeyecekmiş gibi davranıyor. Donald Trump artık buna inanmıyor. Aslında hiç inanmadı. Değişen şey, bu sefer yalnız olmaması. ABD'nin siyasi yelpazesinde, zengin müttefiklere kalıcı askeri sübvansiyon desteği azalıyor. Bu arka plana karşı eski pazarlık yani ABD'nin Avrupa'yı korurken, Avrupa'nın ise uluslararası normlar hakkında ahlak dersi vermesi giderek daha kırılgan görünüyor." değerlendirmesinde bulundu.

Trump'ın NATO'yu terk etmeyeceğine ancak İttifak içerisinde kendini yeniden konumlandıracağına dikkati çeken Latham, şöyle devam etti:

"Dünya daha çok kutuplu bir döneme girerken, Washington'ın Asya-Pasifik'teki çıkarlarından çok Avrupa güvenliğini önceliklendirmesi pek olası değil. Bu değişim Avrupa için rahatsız edici olabilir. Bu yeni gerçeklik, fırsatlar da getiriyor. NATO kendi savunmalarına gerçekten katkıda bulunan egemen devletlerden oluşan bir koalisyona dönüşebilir. 'Stratejik pasiflik' için bir koltuk değneği değil, ortak güvenlik için bir çerçeve haline gelebilir. Ancak oraya ulaşmak için yanılsamalardan kurtulması gerekecek."

İspanya'nın güneybatısındaki Cadiz Körfezi'nde 24 Mart'ta başlayan ve 4 Nisan'a kadar süren NATO'nun yıl içindeki en büyük tatbikatı olan Dynamic Mariner/Flotex 25 tatbikatına katılan Türkiye, gerek askeri personel gerekse gemi ve malzeme sayısıyla öne çıktı. Toplamda 8 ülkeden 4 bin kadar askerin katıldığı Dynamic Mariner/Flotex 25'te Türkiye, Amfibi Görev Kuvvetleri Karargahları ve Retin Eğitim Sahası'nda konuşlanmış Amfibi Deniz Piyade Taburu ile toplamda 1300 personeli ve 4 gemisi ile iştirak sağladı.

- "TÜRKİYE, BAŞKALARININ TAŞIMAYACAĞI AĞIRLIĞI TAŞIYAN BİR ÜLKEDİR"

Latham, yeni dönemde Türkiye'nin İttifak için daha büyük rol oynayacağının altını çizerek, "Türkiye için içinden geçtiğimiz an ise çok farklı seyrediyor. Ankara, ittifakların yalnızca üyelerinin risk alma isteği kadar güçlü olduğunu uzun zamandır anlamış durumda. Türkiye okyanus ötesinden gelen belirsiz vaatlere güvenmiyor. Canlı çatışmalar, bölgesel güçler ve ortaya çıkan tehditlerle çevrili, düşmanca bir mahallede faaliyet gösteriyor. Gerçekten işe yarayan bir ordu inşa etti. Amerikan gücünün arkasına saklanmıyor, onu tamamlıyor ve bazen onunla rekabet ediyor." şeklindeki tespitini paylaştı.

"Türkiye, bu stratejik ortamda kendini vazgeçilmez kılmıştır." diyen Latham, şunları kaydetti:

"Türkiye, İttifak'tan 'bedava' yararlanan bir ülke değildir. Türkiye, başkalarının taşımayacağı ağırlığı taşıyan bir ülkedir. İronik olan, uzun süredir nazik Avrupa-Atlantik çevrelerinde zor bir ortak olarak görülen Türkiye'nin, Amerikan şemsiyesi çökmeye başladığında ayakta kalan birkaç vazgeçilmez üyeden biri haline gelebilmesidir. Bu dönemde Türkiye'nin rolü kendi çıkarları, kendi vizyonu ve kendi yetenekleri olan bölgesel bir güç olarak büyüyecek. Bu vizyon her zaman Washington, Berlin veya Paris ile mükemmel bir şekilde örtüşmeyecektir. Ancak gerçek bir ittifak fikir ayrılığına da yer açar."

Suriye'nin, Nusayrî diktatörlüğünden kurtulduğu 8 Aralık'tan hemen sonra, MİT Başkanı İbrahim Kalın'ın, Şam Fatihi Ahmed Eş-Şara ile birlikte Emevî Camii'nde kıldığı namaz, bütün dünyanın dikkatini çekmişti.

Çünkü burası, herhangi bir cami değildir.